Giysi Dolabımdaki Değer

Hangi kotu alayım sorusu ile zaman zaman karşılaşıyorum ve ilk reaksiyonum aslında kot değil jean demek oluyor. Muhteşem Kot'un mirası olan kot aslen bir marka ismi ve denim kumaştan yapılan pantolonlara jean demek daha doğru diye başlayan diyalog devam ediyor.



Geçenlerde WhatsApp'ten bir arkadaşım aynı soruyu yöneltti ve bir akşam öncesinde bir grup arkadaş ile sürdürülebilirlik bilinçlendirmesi üzerine konuşuyorken verdiğim jean ve denim üretimi ile ilgili istatistikler ilgisini çekmiş ve rahatsız olmuş. Bana danışmak istemiş – peki hangi jean daha iyi diye? Sohbetimize biraz daha devam ettik. Neden bir jean bu kadar su harcıyor diye merak ettiği için (ve mühendis sorgulaması ile) detaylıca konuştuk.


Dünyada senede yaklaşık 2 milyar adet jean pantolon üretimi yapılıyor ve bu aynı zamanda da 3 milyar metrelik denim kumaş üretimi demek. Ortalama olarak bir pantolonun üretiminde 7-10 bin litre su harcanıyor. Levis’ ın 2007 yılında yaptığı Yaşam Döngüsü Analizinde (Life Cycle Assesment) 501 modelinin su tüketiminin 3.781 litre olduğu belirtilmiştir. Su tüketimi en fazla pamuk üretim aşamasında (jean'lerde en yaygın kullanılan elyaflardan birisi) ve tüketici kullanımı aşamalarında gerçekleşmektedir.

Pamuk ile ilgili biraz daha sohbet ettik ne de olsa diğer ilgi alanımız olan tarım arazileri için çok da önemli bir konu. Bir yandan sürüdürülebilir tarım alanlarını arttırmak, bozkırları yeşertmek kuraklık ile ilgili sorunları konuşuyoruz, ve aslında dünyada ekili alanların sadece %3,5'luk kısmını pamuk oluşturmakla birlikte gerek su ihtiyacı gerek ise pestisit ve haşere ilacı kullanımında hatırı sayılır yere sahip. Levis bu analiz ile birlikte 2011 yılında programı Water<Less® dahilinde sattıkları ürünlerde 3.5milyar tonluk su tasarrufu yaparken, tedarik zincirinde 6 milyar ton suyun geri kazanılmasını ve tekrar kullanılmasını sağlamış. 2019 yılı sonu itibari ile jean üretimlerinin %69'unu Water<Less® olarak yapmayı başarmışlar. Bu rakamsal verileri herkes dinlemekten hoşlanmayabiliyor ve bunu da anlıyorum ama dinleyecek meraklı birisini bulduğumda da anlatmayı bırakmıyorum. Su tüketimi ile ilgili çalışan tek marka Levis değil ancak bir jean'in iklim üzerindeki etkisini bilimsel olarak inceleyen ilk firma. Günümüzde gerek tüketicilerin beklentisi ve tedarik zincirinin bilinçlenmesi gerek ise tükettiklerimizin iklim üzerindeki etkilerinin ülkeler ve yönetimler tarafından da azaltılmak istenmesi ile daha fazla sayıca sürdürülebilir ürüne ulaşmak mümkün oluyor. Ekolojik ürün statüsünün prestijli olması geçtiğimiz 10 sene içinde oluştu desek pek yanlış bir yorum olmaz diye düşünüyorum.


Su konusundan devam ettik – hadi ürünü satın aldık peki sonrası... Yaşam döngüsü analizi genelde, ekonomik ve sosyal verilere yer vermese de ürünün tüm yaşam yolculuğu hakkında bilgi veren bir ölçümdür. Tüketici kullanımı aşamasında su tüketiminin katkısı %23 ve yine iklim üzerindeki etkisi %40 olarak ölçülmüştür. Evet gerçekten bir ürün satın almanın ve kullanmanın sorumluluğu büyük! Bir de bu üründen sıkıldıktan sonra veya istenmeyen yırtıklar oluştuktan sonraki dönem var ki o ayrı bir başlık olmalı.


Peki ben şimdi ne alayım diye tekrarladığında Levis'a bak dedim, aklıma ilk gelen olduğu için. 10 dakika sonra bir mesaj daha geldi ‘amma da pahalı imiş!’ İşte en sevdiğim konu başladı diyerek devam ediyorum. Değer ve fiyat kavramları. Modayı ucuza aldığımız zaman (yanlış anlaşılmasın burada tüm moda ürünleri pahalı olmalı demiyorum) ‘kandırılmadım’ hissiyatı oluşuyor ya işte orada bir durmak gerekli. Bir ürünün değeri, bedeli ile fiyatı arasında bir bağ olmalı. ‘Çok ucuza’ alınan moda ürünlerinin üzerindeki gerçek işçiliğin, iklim etkisinin yani hangi şartlarda ve kim tarafından üretildiğinin ürünün değerinde yer alması gerekli. Çoğu tüketici ürünlerin üzerindeki içerik etiketlerini okumuyor bile ve yapılan araştırmalarda mevcut etiketlerin %40'ının hatalı olduğu da görülmüş.


Bu daha sonra olur da ürün geri dönüşüme gidebilir ise (maalesef halen çoğu zaman ya toprağa bırakılıyor (landfill) ya da yakılıyor) sorun oluşturabiliyor. Tekstil ürünlerini geri dönüştürmeden önce malzeme içeriklerine göre sınıflandırmak çok önemli. Bu sınıflandırma daha çok manuel olarak yapılıyor ancak son dönemlerde smartfibersorting.com gibi teknolojilerin sayısı hızla artmakta. Bu geri dönüşüm konusunu başka bir WhatsApp mesajına bırakıyoruz. Jean'leri 2 giyim sonrası yıkamak yerine 10 giyim sonrası yıkadığımızda iklim üzerindeki etkisini, enerji kullanımını ve su tüketimini %80 oranında azaltmak mümkün.


Satın aldığımız jean'leri bir yatırım olarak görsek (ki görebiliriz) nasıl beklentilerimiz olurdu? Uzun süreli kullanım? Cool olma faktörü? Bizim bir topluluğun parçası yapmaları ve bir sosyal değer ile ilişkili olmaları? Tamir edilebilir olmaları veya tekrar satılabilir olmaları? Ve hatta daha o jean'i satın alırken tekrar sattığımızdaki olası değeri? Tüm bunları bilmek aslında mümkün ve bu sorularımızın cevabını veren markalar ve platformlar da oluşmaya başladı. İşte tam talep arz döngüsü için güzel bir beyin fırtınası. Satın aldığımız ürünlerin birbiri ile ilişki içinde olduğu ve kendi hikayelerini anlatabildikleri bir dünya.


Seneler önce (blockchain ve dijital takip öncesinde) Japonya’ daki denim severlerin ürün hikayelerini ve jean'lerine nasıl değer verdiklerini anlamak üzere bir çalışma yapmıştım. Rdigid yani endüstriyel yıkama yapılmamış (has denim severler jean'lerini kendileri giyerek eskitirler) jean'leri ‘trendy’ tüketicilere hediye ettik ve projede en çok zorlandığımız kısım bu hediye noktası oldu, meğerse bedelini ödemeden neden olduğunu tam anlamadan hediye almazlarmış. Jean'leri kabul edenler ile bir cafe'de buluştuk, nasıl bir üretim süreci olduğunu anlattık ve arkasından jean’lerini kullanma süreçlerini bir sene boyunca her ay bize mesaj yazarak (ve WhatsApp henüz yokken) anlatmalarını rica ettik. Jean'lerimiz ile o kişisel bağı kurmak mümkün, yani ürünün kendi yaşam hikayesinin oluşması. Bu ancak değer verdiğimiz ve değerli gördüğümüz ürünler için olabilir.


‘Peki baktım ama benim istediğim kalıpta susuz üretim Levis bulamadım – ve başka markaları da araştırdım pek sürdürülebilirliğe dair söylemlere rastlamadım.’ Markaların sürdürülebilirlik söylemlerini ön plana cesaretle çıkartmaları gereken bir dönemdeyiz, sorumlu marka bilinci bunu gerektiriyor. Aynı zamanda sürdürülebilir ürünlerin çeşitlenmesi ve herkese uygun ürün haline gelmesi de gerekli. İşte tasarım ve marka değerinin buluşması burada mümkün. Ben bu en son mesaja ne kadar sevindim bilemezsiniz – artık arkadaşım sorumlu bir tüketici oldu ve satın alacağı giyside değer aramaya başladı ve buluncaya kadar da vazgeçmeyecek ya da satın almayacak.