Before Circularity Becomes a Trend

Türkçe versiyonu için aşağı kaydırınız.

“ELECTRIC LIGHT DID NOT COME ABOUT FROM THE CONTINUOUS IMPROVEMENT OF CANDLES.” -OREN HARARI

A circular economy can play a crucial role in improving the design and management of our material world but will it be able to develop a systemic solution to meet our ultimate objective of a sustainable society by improving on the current system, or must we transition to a new system? “Any approach which is dependent on an economic system based on perpetual growth and the pursuit of more, or one where value is created by many but captured by a few, does not offer the structure that can deliver the changes we need to address our environmental and social challenges.” We will need to seek alternative methods to regenerate design, systems and people at scale. The circularity we are seeking will need to address a blueprint to design and manufacture with nature, distribute the wealth and the well-being equally and evoke a sense of joy and abundance; a pure sense of being human.


I am afraid that we have already started to exploit circularity as we have been doing with sustainability and we will soon be witnessing a popular investment in circularity marketing. The mainstream circularity arguments advocate a growth strategy based on an understanding that we still need more and more of everything that we already have. This interpretation curates a micro-circularity where individual businesses or communities focus on “making the least impact” possible; advocating profit for businesses and discounting the need to calculate the impact on more macro-circularity.



To give an example; I will refer to the material recycling in the fashion industry where the micro level circularity and marketing demands the use of re-cycled fibers and yarns from post-consumer unwanted clothes (and rightly so; as we have a throw away fashion and waste problem). We are currently at the start of constructing a post-consumer recycling system in the fashion industry as the current model is based on sending over %80 of unused clothes to landfill or incineration; defining a market potential for the future. The micro-circularity projects are based on using and claiming the use of recycled fibers (recycled cotton, recycled polyester from bottles, recycled cellulosic man-made fibers, etc) and designing beautifully appealing garments to be sold at the global markets. We would need to question if this model suffices regeneration or whether we still need more steps to take and look at the data and analysis before we come to conclusions. It is essential to understand where the collection, the sorting of the post-consumer clothes happen as well as the production and the selling points. (here I am excluding the parameters of track and trace and certification just for convenience) The macro-circularity of the model needs to be in compliance with the micro level circularity systems to achieve a true sustainable systems design. “We need not only circularity — we need permanence, in the sense of a global management of micro-growth paths (and also of various types of non-growth paths) so that we end up with what we need: macro-level stationarity.”



We have recently cofounded an NGO based on permaculture principles; namely Permaturk in Turkey, Istanbul and I have been intrigued by the permanent culture and systems thinking behind the teachings offered by this system where every participant offers multiple diverse contributions for the total system. It is no wonder I was attracted to a new definition of circularity. Christian Arnsperger and Dominique Bourg (researches at the University of Lausanne, Switzerland) have come up with the concept of “Perma-Circularity”. They are referring to the expression as a composite of “permaculture” and “circular economy” to designate a genuinely circular economy — “One that not only insists on a generalized cyclical metabolism of the economy, but also on a culture of permanence: a deep questioning of the principle of economic growth. It’s not an anti-growth concept per se. It merely follows common sense: What we need is selective and provisional growth of those things that are valuable for ecological and human viability; what we don’t need is the across-the-board and unlimited increase of all things deemed valuable by those who see technological and financial capital as the primary drivers of social progress.” We need circular systems to function out of their limited micro capacity.


Permanence also requires a longer term impact evaluation and action plan. When the plastic production scaled in the 1960s we did not question the longer term possible problems of ending up with microplastics in our drinking water. Had we thought about the future use and scaling of the plastics use we would also have considered the end of life cycle termination for the plastics as well as its alternatives.


Our love affair with unaccounted growth needs to be replaced by a macro level permanent circularity where we diligently design, curate, operate the micro level structures with permanence, resilience, and the co-operation of nature and humans.


DÖNGÜSEL İŞ MODELLERİ TREND HALİNE GELMEDEN…


ELEKTRİK MUMLARIN SÜREKLİ İYİLEŞTİRİLMESİ SONUCU BULUNMADI. – ORAN HARARI

Son dönemlerde çok duymakta olduğumuz döngüsel ekonomi kavramı materyallere bağlı olduğumuz bu dünyada tasarım ve yönetim sistemleri açısından, önemli değişikliklere öncülük yapacaktır ancak eğer mevcut sistemin iyileştirilmesi olarak algılanır veya uygulanır ise, yeterli ve gerekli sistem değişikliğine yol açabilecek midir? Yoksa acaba bu sistemin tamamen evrimleşmesi mi gerekecektir? Ekonomik gelişmenin sürekli büyümeye endeksli olduğu ve hep daha fazlasını talep eden, değerin birçok insan tarafından yaratıldığı ancak kısıtlı bir kesim tarafından elde tutulduğu bir sistem ekonomik ve sosyal alanlardaki gereksinim duyduğumuz değişikliklere yol açmak konusunda yetersiz kalacaktır. Bu nedenle sistem değişikliği olarak öne süreceğimiz modeller konusunda derinlemesine sorgulama yapmamız gerekiyor. Döngüsel olarak tanımladığımız sistem değişikliği, doğa ve uyumlu tasarım ve üretim konusunda örnekleme yaparken, adil kaynak ve bereket dağılımına ve insan olma özelliklerime odaklanarak, şenlik ve bolluk yaratmalıdır.


Görünen o ki, döngüsel sistemler kavramını da sürdürülebilirliği tam olarak sistemleştiremeden, anlamadan tükettiğimiz gibi pazarlama unsuru olarak kullanmak ile karşı karşıyayız. Döngüsellik kavramını yüzeysel olarak ele alacak anlayışlar yine büyüme üzerine bir kurgu yapacaklar ve zaten sahip olduklarımızdan, aynılarından daha fazlasına gereksinim duyduğumuzu savunacaklar. Bu anlayış, daha kısıtlı bir anlamda, mikro düzeyde döngüselliği önerebilecek ve kişiler veya işler olarak yapmakta olduğumuz etkiyi olabildiğince azaltmak konusuna odaklanacaktır. Makro düzeyde, bütünsel döngüsel değişimin gereklerini kapsamayacaktır.



Bu konuda moda sektöründen güncel bir örnek vermek istiyorum. Gerek ülkelerarası düzenlemeler gerek ise artan tüketici farkındalığı sonucu geri dönüşümlü elyaflardan üretilen giysilere olan talep artmakta. Buradaki model daha çok son tüketiciden ‘toplanan’ atık giysilerin ayrımlaştırma sonucunda tekrar üretimde yer alması üzerinden gerçekleşiyor ve bu model kullan-at çevriminde olan moda sektöründe mutlaka ele alınması gereken bir çözüm önerilerinden birisi. Birleşik Devletler Çevre Koruma Ajansı tarafından yayınlanan bir raporda, çöp alanlarının %5’inin tekstil atıklarından oluştuğu ve bunların %15'nin geri dönüştürebildiği, geri kalan kısmının çöplüklere gönderildiği belirtilmiştir. Tüketici atıklarından oluşacak bir kaynak ile çalışabilecek yeni bir sistem tasarımının ilk aşamalarındayız. Zaman içinde yaygınlaşmış olan ve daha mikro düzeyde işleyen sistemlerde tüketici sonrası geri dönüşümde ayırma işleminden sonra tekstil atıklarının geri kazanımı için mekaniksel, termo- mekaniksel, kimyasal, enerji elde etme ve diğer yöntemler gibi çeşitli yöntemler uygulanmaktadır. Elde edilen geri dönüşümlü elyaflardan dünya pazarlarında satılmak üzere yeni giysiler yapılmaktadır. Burada tedarik zincirinin şeffaf bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir. Geri dönüşümün avantajları yanında dezavantaj oluşturma olasılığı da bulunmaktadır. Geri dönüşüm işlemi süresince kazandırdığından daha fazla petrol harcayabilir, emisyonlar nedeniyle doğaya daha fazla zarar verebilmektedir. Bu nedenle ideal bir geri dönüşüm planı için söz konusu prosesin fizibilite etüdü, yaşam döngüsü analizi ve maliyet analizi de yapılarak değerlendirilmeli ve paylaşılmalıdır. Yöresel olarak veya marka-tedarikçisi bazında kurgulanan mikro döngüsel modellerin, makro sistemler olarak da işlemesi gerekmektedir.



Geçtiğimiz iki yıldır permakültür prensipleri ile iç içe çalışıyorum ve doğa ile uyumlu çalışma düzeneği üzerine kurulmuş, bir yandan süreklilik diğer yandan da kültür oluşturma prensiplerine dayanan bu öğretiden moda sektöründe kullanmak üzere modellemeler üzerinde çalışıyorum ve Ağustos 2019 da İstanbul’da kurulan benim de aktif bir üyesi olduğum, Permaturk Vakfı bünyesinde de bu anlamda çeşitli eğitim modüllerine yer vereceğiz. İhtiyacımız olan sürekli büyümeye dayanma zorunluluğu olmadan, çoklu fayda prensipleri ile işleyebilen, mikro düzeyde işlevsel ve makro düzeyde de prensiplerini koruyan sistemler yaratabilmek. Bu noktada karşıma çıkan yeni bir döngüsellik tanımını da sizlerle paylaşmak istedim. Lozan Üniversite’sinde araştırma görevlileri olan Christian Arnsperger ve Dominique Bourg Perma-Döngüsellik kavramını geliştirmişler. Permakültür ve döngüselliği kalıcı ve gerçek bir döngüsellik anlayışı yaratmak ve tanımlamak üzere buluşturmuşlar. Bu modelde ekonomik sistem sorgulaması ve kültürün sürekliliği üzerinde duruluyor. Büyüme karşıtı bir öneri değil ve mantık ile şekilleniyor. Yapmamız gereken ekoloji ve insan için katma değer yaratabilecek seçkin büyüme üzerine odaklanmak ve yapmamız gereken ise teknolojik ve ekonomik ilerlemeyi yegane gelişim ölçüleri kabul eden, sınırsız büyüme modelleri ile çalışmak. Kurgulayacağımız sistemlerin, iş gelişim projelerinin mikro düzeydeki tanımlarının dışında bütünsel olarak işleyebiliyor olmaları gerekiyor. Süreklilik içeren sistemler uzun vadeli etki ve planlama gerektirir. 1960 larda plastiklerin her alanda kullanılması ile başlayan sürecin başında uzun vadeli olumsuz etkileri öngörülmediğinden şu anda içme sularımızda mikro plastikler var.


Hesapsız büyüme ile olan aşk hikayemizin yerini hem mikro hem de makro düzeyde insan ve doğanın uyumunu gözetecek , dirençli, çoklu fayda sağlayan kalıcı-döngüsel sistemler almalıdır.





Stay tuned.

© 2020 INDIGO FRIENDS. All rights reserved.